ÖNDER, “BU KONFERANSIN GERÇEKLEŞMESİ HALİNDE, KKTC’NİN DİĞER ÜLKELER TARAFINDAN KABUL GÖRMESİ SAĞLANACAK”

Haberler

GAÜ'DEN

ÖNDER, “BU KONFERANSIN GERÇEKLEŞMESİ HALİNDE, KKTC’NİN DİĞER ÜLKELER TARAFINDAN KABUL GÖRMESİ SAĞLANACAK”

Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Siyasal Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ersoy Önder, Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler hakkında açıklamada bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Ersoy Önder, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Doğu Akdeniz krizi ile ilgili, Türkiye’nin teklifi olarak sunduğu, tüm paydaşların katılacağı bir konferans yapılması teklifinin, geçtiğimiz ay kaleme almış olduğu yazısında belirttiği çözüm önerilerinden birisi olduğunu ifade ederek, bu önerinin devreye girmesinin doğru ve önemli bir hamle olduğunu yineledi. 

Önder, Bu konferansın gerçekleşmesi halinde, KKTC’nin diğer ülkeler tarafından kabul görmesi de sağlanacağını vurgulayarak açıklamalarına şu şekilde devam etti; 

“Ekonomik kazanımların artacağı ve bu zenginleşmenin adilce paylaşılacağı bir bölge olabilirse Doğu Akdeniz, başta Kıbrıs davası olmak üzere, bölgedeki tüm siyasi sorunlar aşılabilir. Öte yandan, Kıbrıs Cumhuriyet’ni yegane temsil etme iddiasıyla, sadece GKRY’nin bu konferansa katılma ve KKTC’nin bu konferansta temsil edilmemesi talebi, kesinlikle kabul edilmemeli, Kıbrıs davasının milli davamız olduğu unutulmamalıdır. 

Türkiye’nin kimsenin toprağında gözünün olmadığının açıklanması da önemlidir. 

Barış ve uzlaşıdan yana olduğumuz, ama haklarımızı da sonuna kadar koruyacağımız umarım diğer ülkeler tarafından net anlaşılmıştır. 

Doğu Akdeniz’deki Kriz ve Çözüm Önerileri (25 Ağustos 2020)

Bu günlerde Doğu Akdeniz’le yatıyor, Doğu Akdeniz’le kalkıyoruz. Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) çakışmalı alan krizi, yönünü, her iki ülkenin, yani Türkiye ve Yunanistan’ın, aynı bölgede hak iddia etmesi ve bu bölgede tatbikatlar icra etmesi neticesinde, çakışmadan çatışmaya doğru döndürmeye başladı. Bu kriz, Türkiye ile Yunanistan arasında bir türlü çözüme ulaşmamış ve tabiri caizse sümen altına alınmış diğer krizleri de tetikleyecek gibi gözüküyor. Peki, ne tür çözüm önerileri olabilir, inceleyelim.
1. “Karşılıklı Hakkaniyet Prensibinde Uzlaşma”: En tercih edilmesi gereken çözüm gibi gözüküyor. Savaşın kazananı olmaz nihayetinde. Sadece Türkiye ve Yunanistan’ın değil, Doğu Akdeniz’deki tüm devletlerin katılımıyla bir komisyon oluşturulması ve bu komisyon vasıtasıyla Uluslararası hukuk, kıyı uzunluğu ve hakkaniyete uygun şekilde devletlerin MEB’lerinin tespiti ve neticede hakça paylaşımın sağlanması, ana amaç olabilir. Uzlaşma kültürü olan siyasilerle oluşabilecek, zor da olsa denenmesi gereken bir öneri.
2. “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de acilen MEB ilan etmesi”. MEB ilan edilmediği müddetçe, Türkiye’nin uygulamaları havada kalmaktadır. Halbuki, Türkiye, MEB’ni tüm dünyaya ilan ederse, bu bölgedeki hakkını korumak için elinde önemli bir done oluşur.
3. “Diğer kıyıdaşlarla anlaşma”: Türkiye, Libya ile yaptığı anlaşmaya benzer anlaşmaları Mısır-İsrail-Filistin-Lübnan ve Suriye ile de acilen yapmalıdır. Bunun olması için, önce ilişkiler düzeltilmeli, kişisel, yönetimsel, dinsel sorunlar aşılmalı, devletlerin karşılıklı çıkar ve menfaatleri üzerinde durulmalıdır.
4. “MEB’leri bırak, gelecek paraya bak” çözümü: Madem ki devletlerin alanı çakışıyor, uzlaşamıyor ve neredeyse savaşın eşiğine geliyor, o zaman hiçbir devlet MEB ilan etmez, karasuları dışında kalan alanlarda tespit edilen tüm kaynaklar, devletlerin birlikte hareket etmesi ile çıkartılır ve kazanım hakça paylaşılır. Kolay olmasa da, ülkelerin birlikte hareket etmesi zor olsa da, çözüm için bir alternatif olarak düşünülebilir.
5. “Bölge ülkeleri ile ilişkileri geliştirme”: Türkiye, bölgedeki tüm ülkelerle ilişkilerini düzeltmeli, hakça ve adil paylaşımdan yana olduğunu göstermeli, Avrupa’da geçmişte kurulduğu gibi, bu bölgede de bir Ortadoğu Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (OGİT) kurulmalıdır. Böylece, AB, ABD gibi bölge dışı aktörlerin etkinliği azaltılabilir.
6. “Türkiye’nin AB’ye üye olması”: AB üyesi olan Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar, aynı ittifakta olan iki ülke olmaları sebebiyle, diğer AB ülkelerinin hakemliğinde, hak ve adalet içerisinde çözülebilir. Tabii, AB’nin geçmiş politikalarına baktığımızda, adalet ve hakkaniyeti, sık sık göz ardı ettiği, politikalarında din ve ırkçılığı maalesef öne çıkardığı görülmektedir.
 7. “Türkiye’nin daha agresif politikalara yönelmesi”: Türkiye, uzlaşmaya yanaşmayan ve gücünü sınamaya kalkan Yunanistan’a daha agresif politika ve operasyonlar icra edebilir. Yunanistan’ın geri adım atması ve uzlaşmaya yönelmesi için yapılabilecekler şu şekilde sıralanabilir.

a. MEB krizinde önemli rol oynayan Meis adasının, Türkiye tarafından yapılacak bir operasyonla alınması ve böylece Yunanistan’ın maksimalist iddiasının sona erdirilmesi.

b. KKTC’de deniz üssü kurulması, KKTC’nin tanınması ile ilgili politikaların hızlandırılması, dolayısıyla Türkiye’nin ilişkileri iyi olan ülkelerden KKTC’yi tanımaları ile ilgili talepte ve baskıda bulunması.

 c. Ege adalarında milliyeti belirlenmemiş olmasına rağmen Yunanistan tarafından illegal işgal edilmiş ada ve adacıklara operasyonlar icra edilmesi, işgalci Yunan askerlerinin denize dökülmesi ve iki ülke arasında imzalanmış anlaşmalara rağmen silahlandırılmış ada ve adacıklardaki silahların imha edilmesi.

Sonuç itibariyle, savaş yerine barış, çatışma yerine uzlaşı, kavga yerine anlaşma Türkiye’nin de Yunanistan’ın da, bölgedeki tüm diğer devletlerin de tercihi olmalıdır. Öte yandan, Yunanistan ve diğer ülkeler, Türkiye’yi daha fazla agresifleştirecek davranışlara girmemeleri gerektiğini de anlamalıdırlar.

Sonuçta, Türkiye’ye düşmanlığın kazanımı olmaz, kaybı kaçınılmaz. 

Tarih, bu tespitin örnekleriyle doludur.